mustafa levent göktaş – ekşi sözlük

mustafa levent göktaş – ekşi sözlük.

mustafa levent göktaş

20 mayıs 2011 tarihli savunması aşağıda mevcut bulunan şahıs.

Sayın başkanım, sayın mahkeme üyeleri, sayın cumhuriyet savcıları,

savunmamı arz ettim. Sorularınıza da hatırladığım kadarıyla en doğru şekilde cevap vermeye çalıştım. Zira; benim korkacak, çekinecek hiçbir şeyim yok!

Bakınız beni; hukuka aykırı yollardan elde edilmesine karşın büromda dvd çıktı diye tutukladınız. Ama şimdi bu çok önemli dvd’yi, aslını, subuta etki edecek, ana delili bu mahkemede, halkın huzurunda alıp gösteremiyorsunuz. Kimin kırdığı, kimin yok ettiği belli değil ama kıranlar hakkında işlem bile
yapmıyorsunuz. Yıpranan kim? Ben+ailem+TSK+hukuk

Poyrazköy’de mühimmat çıktı dediler. Benim verdiğim söylendi ama bu konunun aydınlanması için talep yaptığımda savcılık “biz ona suç isnat etmedik ki” diyerek talebin reddi mütalaasını verdi. Siz de kabul ettiniz ve çıkan iddianamede bana suç isnat edilmedi ama bu süreçte yıpranan kim oldu? Ben+ailem+TSK+hukuk

asker parası yiyen, asker parasına tenezzül eden bir ahlaksız çıktı, bir cümle söyledi. Rahmetli gaffar okkan’la suçlandım. Ne oldu? Hiçbir şey çıkmadı, çıkmaz, çıkamaz. Ben kendimden eminim. Ama kim yıprandı? Ben+ailem+TSK+hukuk

biri bir şema yaptı. Bu şemaya isimler yerleştirdi. Merhum ve ismini hayatımda ilk kez öldüğünde duyduğum hrant dink ile adımız geçti. Ne oldu? Bir suç isnadı yok. Ben kendimden eminim ama kim yıprandı? Ben+ailem+TSK+hukuk

bakıyorum suç üretme merkezi durmuyor. 13. Ağır ceza mahkemesi’ne dilekçe veriyorum 3 ay önce, diyorum ki; “telefonum tem’de açılıp kullanılmış” ve ispat belgelerini de ekine koyuyorum. Polis buna karşılık olarak “biz aynı 51 no’lu DVD’de olduğu gibi sadece bu sanığa mahsus onun cep telefonunun imajını almadık ama aynı DVD’de olduğu gibi bir kopya var elimizde, onu gönderiyoruz” diyor.

İçine Fikret Emek’in telefon bilgisini yanlış yazıp, Muzaffer Şenocak’ı ekleyip diğer bir takım yanlışlarla gelen yazıyı inceliyorsunuz. Sırf başka bir mahkemede görülmekte olan bir davada bulunan şahıslarla beni irtibatlandırmak için. Polis, ben gözaltında iken bu şahsın telefonuna 7 ocak 2009, saat 22:56:30’da bir mesaj atıyor ve aynı saat dakikada bu mesajın aynısının benim telefonuma dönüşünü sağlıyor. Şahsa sorduruyoruz; “sen bize mesaj attın mı?” diye, “hayır, kesinlikle atmadım” diyor. “ben mesaj çekmedim” diyor.

Yani suç merkezi bildiğini okuyor. Telefon rehberime bakıyorsunuz; irtibat kurulmaya çalışılan ne Güven Aslan’ın ne de Ahmet Memiş adlı kişinin adı ve telefon numarası rehberimde yok, yazılı değil. Ve Ahmet Memiş ile hiçbir telefon irtibatım yok. Yıpranan kim? Ben+ailem+TSK+hukuk.

2.5 yıldır tutukluyum. En azından tipimize, şeklimize, konuşmalarımıza, eğitimimize, ailelerimize, mesleğimize bakarak biraz olsun hakkımızda bir kanaate ulaşmış olmalısınız.

Bana oyak savunma güvenlik şirketi sanki bir suç örgütüymüş gibi sorular sordunuz. Tabi ki soracaksınız. Bende şaşırdım. Düşünüyorum; “ben bu oyak savunma şirketini sadece güvenlik fuar alacağı için aramıştım” diyorum. Şaşırıyorum. İyi ki sayın savcılar, iyi ki sayın özese sormuşlar.

Teşekkür ederim sayın mahkemenize. İnceledim, şimdi arz ediyorum; “ben oyak savunma güvenlik şirketini aramadım. Ben orada çalışan ve kapı komşum, çok sevdiğim arkadaşım, ibrahim çağatay’ı aramıştım. Onların günlük ve sosyal amaçlı kullandıkları telefonlar oyak üzerine kayıtlı imiş. Bunu da dün gece kendisinden öğrendik. Arkadaşımı aradım. Yani ben oyak’ı değil, arkadaşımı aradım. Aynı diğer arkadaşlarımla yaptığım görüşmeler gibi. Böylece bu da açığa çıkmış oldu. Benim onu 2003’ten 2008 dahil 6 yıl içinde toplam 180 kez, onun da beni 6 yıl içinde 159 kez araması çok samimi arkadaşım olması karşısında gayet normal olduğunu düşünüyorum.

Kendimin de tereddütte kaldığı ve halende şaşırdığım tek olay, Leyla Ecin. Düşünüyorum bu bayanı… Ben bayanın kendi talep ve isteğiyle 2008’in sonunda tanımışım ve tamamen avukatlık faaliyeti çerçevesinde. Dikkat edin; telefon rehberimde bu bayanın ne adı, ne de telefon bilgisi yoktur.
Koray diye bir şahıstan bahsedildi. Tanıkmış. Baktım, bu şahsında telefonunda ne adı ne de telefonu kayıtlı değil. Düşünüyorum, araştırıyorum acaba Leyla Ecin’in toplantısında bu adam da var mıydı diye. Vardıysa hemen mahkemenize talep bildireceğim.

Ama 2.5 yıldır buradayım ve 2.5 aydır da devletime helali hoş olsun göğsümde gururla taşıdığım 3 tane kahramanlık madalyamla tecrit hücresinde kalıyorum, içimden yemin ederim “keşke pkk’nın elinde esir olsaymışım” diyesim geliyor. Burada insan hafızasında olanları da kaybediyor. Bunu da hesaba katmalısınız. Ama resminden gerçekten tanımadım, tanımlayamadım. Ama sizi bilgilendireceğim ki; bu şahsı da görmüşsem 2008’in sonunda görmüşümdür. Bunu da dikkate alınız.

Başkanım, ben kendimden eminim. Ben anamdan nasıl doğduysam öyle temizim. Mahkeme sonuçlandığında bunu görecek ve çok ama çok üzüleceksiniz.

Son olarak sayın p

Pekgüzel’in PKK’ya afla ilgili sözleri içime dokunduğu için söylemek istiyorum. Tabi ki hiçbir Türk subayı PKK’ya af çıksın demez. Evet savcım, ben yanında çok şehit vermiş, çok şehit cenazesi yıkamış ve çok şehit cenazesi kefenleyip mezara koymuş kişiyim.

Hatta 2 gece 1 gündüz 38 tane gül gibi şehitle tek başına kalmış, sonra onları kefenleyip yine mezara koymuş kişiyim.

Bilinmeyen şu;

bir asker şehit olduğunda onunla anası, babası, ailesi, çocuğu, karısı, nişanlısı da şehit oluyor.
Bunu kim biliyor biliyor musunuz? Onları ziyaret edenler, onlarla ilgilenenler… Ateş düştüğü yeri ve onlarla yakın olanları yakıyor.

Çok kısa iki olaydan bahsedeceğim.

Çukurca-köprülü taburu civarında idik. Birden karakol basıldı ve hemen yardıma koştuk. Gece olduğu için biraz zorlandık ama elimizden geldiğince çabuk hareket ettik. Geldiğimizde temas bitmişti. Yerde mevzilerde şehit askerlerimiz vardı. Bazılarının vücutlarına bıçakla zarar verilmişti. Bir tane şehit olmak üzere olan jandarma askeri vardı. Rpg-7 ile vurulmuş, vücut altında büyük hasar vardı. Gittim, elini tuttum, göz göze geldik. Beraber kelime-i şehadet getirdik. Sonra o’na ezberimde olan inşirah suresini büyük bir gururla okudum. “elem neşrah sadreke” diye başladım ve vazgeçip Türkçesini yavaş yavaş okumaya başladım;

“senin göğsünü açmadık mı, yükünü atmadık mı” derken gözleri kapandı. Gözlerinden iki damla yaş boşaldı. Ama şehit olmanın mutluluğu ile şehadet getirdiğini gördüm. (takip harekatına başladık, bu karakola saldıran PKK’lılardan 17 tanesini etkisiz hale getirdik. Ve ölen Mehmetçik kardeşlerimizin ruhlarının huzur bulmasını sağladık)

diğer olay; kuzey irak’ta tanklar görüntü almışlar, tam ileri harekata geçecekken ateş ettiler. Bekleyin dediler, bekledik. Tekrar ateş ettiler ve içeri girdik. Çok kısa süreli bir sıcak temas yaşadık. Teröristle kaçtılar. Ancak bu kez ölülerini bırakarak. Baktım, bir inilti geliyor. Bir acı iniltisi. Yaklaştım. 14 yaşlarında bir kız çocuğu(terörist) TSK tarafından vurulmuş ya da mermi patlaması ile parçası gelmiş ancak bu kızında şehit jandarma askerimiz gibi alt kısmı parçalanmıştı. Yanına yaklaştım, elini tuttum, gözlerinde korku vardı. Gözleri kocaman olmuştu. Ona da kelime-i şehadet getirdim.
Elini sıktım, gözlerinden iki damla yaş geldi ve öldü.

Ben şunu söylüyorum; ne olacak bu durum, nasıl sonlanacak bu kin ve nefret duyguları?
Zap kampına girdiğimde tam Rashara adı verilen yere geldim ve üç tane terörist kız gördüm, bağırdım “ben TSK subayıyım. Türk ordusu subayıyım, teslim olun” dedim. Yalvardım, “kızım teslim olun, ailelerinizin yanına götüreceğim, söz, lütfen teslim olun” dedim.

Ama TSK düşmanları, bizleri, türk ordusunu ki, her ne şartta olursa olsun “rahmeti gazabını örtmüştür” “savaşta ve barışta her zaman hazreti ali edebiyle hareket eder.”
bizi bu çocuklara nasıl anlattılar, bu çocukları nasıl eğittilerse , kızlar, korkularından el bombalarını alıp pimlerini çekip, bacaklarına sıkıştırdı ve başlarını bomba üzerine eğerek patlatıp öldüler.

Bakınız; semâdan bir melek şöyle diyor;
insanlar, insanlar, nedir bu ru-yı arzı kaplayan al kanlar, insanlar,
ölen kim, öldüren kim, zulmeden kim, ağlayan kimdir?
Biraz fikreyleyin, sizden değil mi o insanlar?

Ben de diyorum ki; sorarım size ölen kim, öldüren kim? Savaşçı olmama karşın benim fikrim, bu ölümlerin durması, bu üzüntülerin bitmesi arık hiçbir ailenin üzülmemesi yönündedir.
Zira savaş, savaşı davet eder. Topraklarımız kan, gözyaşı ve acılarla doludur. Hedefimiz, sayın, rahmetli, nur içinde yatsın Semiha Ayverdi’nin dediği gibi; “vatan ve iman şuurunu milli bir platform üzerinde aktif enerji haline getirecek memleket hizmeti olmalıdır.”

Sayın mahkemenizden talebim; savunmalarımı dikkate alarak, bi-hakkın tahliyeme karar verilmesi yönündedir.

Mustafa Levent Göktaş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s